Archive for the ‘ask hikayeleri’ Category
FINCAN TAKIMI
Yırtık pırtık paltolar giymiş iki çocuk kapımı çaldılar: “Eski gazeteniz var mı bayan?” Çok işim vardı. Önce hayır demek istedim ama ayaklarına gözüm ilişince sustum. İkisinin de ayaklarında eski sandaletler vardı ve ayakları su içindeydi. “İçeri girin de, size kakao yapayım” dedim. Hiç konuşmuyorlardı. Islak ayakkabıları halıda iz bırakmıştı. Kakaonun yanında reçel, ekmek de hazırladım onlara, belki dışarıdaki soğuğu unutturabilir, azıcık da olsa ısıtabilirdim minikleri. Onlar şöminenin önünde karınlarını doyururken ben de mutfağa döndüm ve yarıda bıraktığım işlerimi yapmaya koyuldum. Fakat oturma odasındaki sessizlik dikkatimi çekti bir an ve başımı uzattım içeriye. Küçük kız elindeki boş fincana bakıyordu…
Erkek çocuğu bana döndü “Bayan, siz zengin misiniz?” diye sordu. Zengin mi? “Yo hayır!” diye yanıtlarken çocuğu,gözlerim bir an ayağımdaki eski terliklere kaydı. Kız elindeki fincanı tabağına dikkatle yerleştirdi ve “Sizin fincanlarınız, fincan tabaklarınız takım” dedi. Sesindeki açlık, karın açlığına benzemiyordu. Sonra gazetelerini alıp çıktılar dışarıdaki soğuğa. Teşekkür bile etmemişlerdi ama buna gerek yoktu. Teşekkür etmekten daha öte bir şey yapmışlardı. Düz mavi fincanlarım ve fincan tabaklarım takımdı. Pişirdiğim patateslerin tadına baktım. Sıcacıktı patatesler, başımızı sokacak bir evimiz vardı, bir eşim vardı ve eşimin de bir işi… Bunlar da fincanlarım ve fincan tabaklarım gibi bir uyum içindeydi. Sandalyeleri şöminenin önünden kaldırıp, yerlerine yerleştirdim. Çocukların sandaletlerinin çamur izleri,halının üzerindeydi halâ. Silmedim ayak izlerini. Silmeyeceğim de. Olur unutuveririm ne denli zengin olduğumu…
KADER DEDİĞİMİZ
Bir kadın… Her gün ayni saatte köşe başında belirir yorgun gözlerle…Yaşamaktan yorulmuş bedeni sanki ruhsuzmuş gibi adım atar caddelerde, bir yere yetişmek istermiş gibi. Sanki aradığı aşkı bulmuşta ona ulaşmak için bu çaba… Ve bir erkek, ayni gün farklı bir köşede belirir.. Sağlam bedeninin ardında karanlıktan korkan bir çocuk vardır sanki.. sevgiye aç, şefkate muhtaç içindeki o küçük çocuk gözyaşı döker içten içe kadersizliğine.. yıllar boyunca acımasız hayatla yalnız savaşmanın getirdiği güçle adım atmaya çalışır. Adımları gittikçe hızlanır sanki yolun sonunda bekleyeni varmış gibi..
Gecenin karanlığında evine dönmek isteyen kadın boş kaldırımlarda, başı önde, küçük fakat hızlı adımlarla otobüs durağına varır. Saatine bakar ve kırk beş dakika daha beklemesi gerektiğini fark eder. Kırık dökük durakta oturacak yer bulamaz. Elindeki gazeteyi yere serip oturur ve otobüsün gelmesini beklemeye başlar. Birkaç dakika sonra sonbaharın geldiğini haber verirmişcesine yağmur başlar. O kadar çok yağmur yağıyordur ki ne yapsa korunamayacağını anlar ve gözlerini kapatıp öylece yağmurun altında hiçbir şey yapmadan taştan yapılan bir biblo gibi dimdik durur. Hiçbir şeyin onu yaşamaktan yıldıramayacağını birilerine kanıtlamak istermiş gibi. Yağmur onu ıslatmıyordu artık, sanki yağmur damlaları içinden geçip boş kaldırımlarda eğlenircesine ordan oraya sıçrıyordu. Sanki her şeyin hatta tanrının bile ona karşı olduğunu düşünmeye başlamıştı. Gözleri yüksek sesle çalan kornayla aniden açılır. Otobüs gelmiştir. Kadın evine vardığında kapının önünde birkaç dakika bekler. Her gece boş yatağa yalnız girmekten hoşlanmasa da o nihayet evindedir ve biraz da olsa huzur bulmuştur. Kapıdan girer ve sessizliği dinlemeye başlar. Kısa bir süre duraksadıktan sonra uzun koridorda yürüyerek yatak odasına yönelir. Penceresini açar toprak kokusunu içine çeker ve gök yüzüne bakar yağmur artık yağmıyordu. Hafif bir tebessümle dağılan bulutların ardında parlayan yıldızları seyretmeye başlar. Gece boyunca o küçücük pencerenin içinde oturur. Bekler.. sadece bekler.. Ve işte o an, tüm gösterişiyle bir yıldız kayar ve kayan yıldızla birlikte dilek tutar kadın. Fısıltıya benzer bir ses tonuyla: ‘Sonsuz aşk için..’der. İçi ürperir birden nedenini bilmiyordur ama şikayeti de yoktur.
Ayni gece yağmura otobüs durağında yakalanan yalnızca kadın değildi. Başka bir durakta başka bir otobüs bekleyen adam ayni yağmura yakalanmış ve ıslak elbiselerine aldırış etmeden durakta ısrarla beklemişti. Otobüs çok beklemeden gelmişti. Başını sağa sola sallayıp ıslak saçlarını kurulamak istemiş ama pekte başarılı olamamıştı. Adam kaldığı apartmanın bahçe kapısına geldi. Apartmanın en üst katında kalıyordu. Güzel bir de terası vardı dairesinin. Ama ne yazık ki içi boştu. Kapıdan girdiği zaman yüzüne vuran yalnızlık rüzgarıyla her gece karşılaşmaktan nefret ederdi. Fakat gidecek yeri olmayan adam bu rüzgara alışmaktan başka çaresi olmadığının farkındaysa da her gece tanrıya isyan etmekten kendini alamıyordu. Her yeni güne belki bir umut deyerek başlayan adam günler aylar hatta yıllar geçtikçe artık az da olsa var olan umudunu kaybetmek üzeredir. Bir önceki geceden arta kalan birasını alır dolaptan. Terasa açılan penceresini açar. Buz gibi sonbahar havası dolar odanın içi. Terasa çıkar. Soğuk ve hareketli bir sonbahar yağmurunun ardından açan gökyüzüne bakar. Adeta dans ediyordu yıldızlar. Tüm parlaklığıyla kayan bir yıldız görür ve iç çekerek: ‘Aşk için.’ der… Onunda tıpkı kadında olduğu gibi içi ürperir. Bilmediği şeyi özlemeye başlar. İsyan edercesine tanrıya ellerini kaldırır ve neden ben diye sorar..
Kadın ertesi gün içindeki sesi dinleyerek sahile gider. Soğuk hava sanki o hariç her şeyi donduruyordu ama o üşümüyordu. Kumlara ayaklarını o kadar sağlam basıyordu ki rüzgar deviremiyordu onu.. rüzgar denizden çok onu hırçınlaştırıyorsa da yine de denizden daha sağlam olduğunu biliyordu. Rıhtıma doğru yürümeye başlar kadın. Sonuna geldiğinde denizin kayalarla dans edişini izler. Göz yaşları damla damla akar istemeden kendi kendine acımaya başlar. Nerde hata yaptım ben diye düşünür. Gözleri dalgaların kayalarla dans edişine takılır rıhtımın kenarına oturur, ayaklarını denize doğru uzatır sırtını rıhtımın kenarına dayar ve öylece ufka doğru bakar… Sanki aradığı gözlerinin görebildiği son noktadaymış gibi.
Erkek fırlarcasına yatağından kalkar ertesi sabah. Sanki biri onu ardından itiyormuş gibi tökezleyerek kapıdan çıkar. Koşar adımlarla yürürken ayakları onu idare ediyormuşcasına kendini sahilde bulur. Beyni ona oyun mu oynuyordu diye düşünür bir an. Sonra düşünmekten vazgeçip kumların üzerine uzanır ve düşlediği aşkını görmek istercesine gözlerini kapatır onun yüzünü sonsuz karanlıkta bulmaya çalışır. Sonra ayağa kalkıp denizin kayalara sarılışını dans edişini daha yakından görebilmek için rıhtıma doğru yürümeye başlar.. İskelenin ucuna geldiğinde ufka bakar. Ve aradığım nerdesin diye haykırır. Gözlerini kapatır yeniden. Görmek istemediği bir şey varmış gibi sıkıca kapar. Gözünden bir damla yaş akar. Rüzgar daha bir şiddetle esmeye başlar dalgalar okadar sert vuruyordur ki kayalara sanki bir şey anlatmak istermiş gibi sanki ağzı dili olsa her şeyi söyleyecekmiş gibi. Adam gözlerini yavaşça açar ve ufka bakmaya başlar. Gözlerini hiç ayırmadan bakmaya ısrarla devam eder..
Bir kadın ve bir erkek.. Aralarında bir koca deniz… birde kader dediğimiz…
BİR ŞİİR VE BİR AŞK HİKÂYESİ
“Ne hasta beklerdi sabahı
Ve ne genç oluyu mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar!..”
N.Fazıl Kısakürek
kendinizi o delikanlının yerine koyun şimdi!
Üniversiteli delikanlı Kolejli kıza bir voleybol maçında rastladı. Okul salonundaydı maç. Tribünsüz,minik bir salon.. Seyircilerle, oyuncular arasında, sahanın çizgisi vardı sadece.. O kadar yakındılar.. Delikanlı, bu tatlı, bu güzel, bu dünyalar şirini kızı ilk defa görüyordu takımda.. Hoşlandığını, fena halde hoşlandığını hissetti. Az sonra bir şeyi daha hissetti. Uzun zamandan beri maçı değil, o güzel kızı izlediğini.. Kız servis atarken hemen önünden geçti. Göz göze geldiler.. Kız gülümsedi.. Delikanlı, çok popülerdi o yıllarda.. Kız onu tanımış olmalıydı. Kim bilir, belki kız da ondan hoşlanmıştı.. Belki de delikanlı öyle olmasını istediği için ona öyle gelmişti.. Set değişip, takım karşıya gidince, delikanlı da yerini değiştirdi, o da karşıya gitti.. Üçüncü sette tekrar eski yerine dondu.. Kız da gidiş gelişleri fark etmişti galiba.. Bir defa daha gülümsedi. Manidar.. “anladım” der gibi bir gülümseyişti bu.. Delikanlı o hafta boyu hep bu dünyalar şirini kızı düşündü.. Pazar günü, sabahın köründe kalktı, erkenden oynanacak maçı, ne maçı canim, o dünyalar şirini kızı görmek için.. Delikanlı artık kızın hiçbir maçını kaçırmıyordu.. Dahası.. Ankara Koleji’nin her dağılış saatinde, okul civarında oluyordu, onu bir kez daha görmek için.. Karşılaştıklarında, hafif çok hafif bir gülümseme, çok minik bir baş eğmesi ile selamlaşır olmuşlardı.. Bir defasında, yaptığına sonra kendisi de günlerce güldü.. O gün gene tesadüfmüş gibi, okul dağılımı kızın karşısına çıkmış, gülümseyerek selamlamış, sonra arka sokaklara dalıp, yıldırım gibi koşarak, bir blok ötede gene karşısına çıkmıştı kız bu defa, iyice gülmüştü.. Karşısında, sözüm ona ağır ağır yürüyen, ama nefes nefese delikanlıyı görünce.. Delikanlı, voleybol takımının kaptanını iyi tanıyordu. Arkadaştılar. Sonunda bütün cesaretini topladı, kaptana açıldı.. O kızdan fena halde hoşlanıyordu. Galiba kız da ona karşı boş değildi. Bir yerde, bir şekilde tanışmaları gerekiyordu.. O zamanlar, bu işler böyle oluyordu çünkü.. Kaptan “tabi” dedi.. “bu hafta sonu güzel bir konser var. Biz onunla gitmeye karar vermiştik zaten. Sende gel. Hem konseri birlikte izleriz, hem de tanışırsınız..” “Mutluluk iste bu olmalı” diye düşündü delikanlı.. “Mutluluk işte bu..” Ve konser gününe kadar geceleri hiç uyuyamadı.. Konser gününü de hiç ama hiç unutmadı.. O ne heyecandı öyle.. Konserin verildiği sinemanın kapısında tanıştılar.. El sıkıştılar.. O güzel ele dokunduğu anı da hiç unutmadı delikanlı.. Kaptan, salona girdiklerinde,ustaca bir manevra daha yaptı. Delikanlı ile dünyalar şirini kız yan yana düştüler. İnanamıyordu delikanlı.. Onunla nihayet yan yana oturduğuna, onun sıcaklığını hissettiğine, onun nefesini duyduğuna inanamıyordu.. Biraz önce tanışırken tuttuğu el, bir karış ötesinde öylesine duruyor, delikanlı,sahnede dünyanın en romantik şarkısı söylenirken -o an dünyanın bütün şarkıları dünyanın en romantik şarkısıydi ya- o eli tutmak için öylesine büyük bir arzu duyuyordu ki içinde.. Ama uzatamıyordu işte elini.. Her şey böyle iyi giderken, yanlış bir hareketle, onu ürkütebileceğinden, incitebileceğinden öylesine korkuyordu k i.. Sonunda dayanamadı, sanki kolu uyuşmuş gibi, uzandı.. Kolunu kızın koltuğunun arkasına koydu.. Kızın omzuna değil.. Koltuğun üzerine.. Sonra kız arkaya yaslandı.. Bir kaç sac teli, delikanlının elinin üzerine dokundu.. Kalbi yerinden fırlayacak gibi atıyordu artık genç adamın.. Dünyalar şirini kızın saçları eline dokunuyordu çünkü.. Konserden çıkarken, kız, şakalaştı.. “sizi her maçımızda görüyoruz. Alıştık nerdeyse.. Yarın Adana’da maçımız var.. Gözlerimiz sizi arayacak..” Hayır, aramayacaktı.. Delikanlı o anda kararını vermişti çünkü.. Cebinde onu otobüsle Adana’ya götürüp getirecek, hatta öğle yemeğinde bir de Adana kebap yedirecek kadar para vardı.. Gece yarısı kalkan otobüse bindi.. Sabah erkenden Adana’ya indi. Maç saatine kadar başı boş dolaştı. Salona erkenden girdi, en ön sıraya tam servis köşesine en yakın yere oturdu.. Takımlar sahaya çıkarken, salondaki en heyecanlı seyirci oydu. Maç falan değildi sebep tabii.. İlk sette kız farkında bile değildi onun.. Nerden olsundu ki.. İkinci sette öbür tarafa gittiler.. Döndüklerinde, üçüncü sette kız fark etti delikanlıyı.. Yüzünde çok ama çok şaşkın bir ifade, biraz mutluluk, birazda gurur vardı sanki.. Ankara’nın hele Kolejde çok popüler bu delikanlısının onun için ta oralara geldiğini bilmenin gururu.. Maç bitti. Kız soyunma odasına, delikanlı garajlara gitti. Tek kelime konuşmadan.. Konuşmaya gelmemişti ki.. Kız “keşke orada olsaydın” demişti. O da olmuştu iste.. Hepsi o.. Ona o kadar çok şey söylemek istiyordu ki aslında.. Bir gün üniversite kantininde gazete okurken, iç sayfalarda bir şiire rastladı. Daha doğrusu bir şiirden alınmış bir dörtlüğe.. Söylemek istediği her şey bu dört satırda vardı sanki.. Bembeyaz bir karta yazdı o dört satırı.. Öğleden sonrayı zor etti, Kolejin önüne gitmek için.. Kızın karşıdan geldiğini gördü. Koşarak yanına gitti. “Bu sana” diye kartı eline tutuşturdu ve kayboldu ortadan .. Kız, Necip Fazıl ‘ ın dört satırını okurken..
“Ne hasta beklerdi sabahı
Ve ne genç oluyu mezar
Ne de şeytan bir günahı
Seni beklediğim kadar!..”
Ertesi gün öğleden sonra, tarif edilemez heyecanlar içinde Kolejin önündeydi gene.. Kız karşıdan geliyordu.. Bu defa yanında arkadaşları yoktu. Yalnızdı.. Yaklaştığında işaret etti delikanlıya.. Gözlerine inanamadı genç adam.. Onu yanına mı çağırıyordu yoksa.. Evet, çağırıyordu işte.. Kalbinin duracağını sandı yaklaşırken.. “Sana bir şeyler söylemek istiyorum” dedi kız.. Oda heyecanlıydı, belli.. “Bak iyi dinle.. Dünkü satırlar için çok teşekkürler.. Herhalde hissettin, bende senden hoşlanıyorum. Ama senden evvel tanıdığım birisi daha var. Ondan da hoşlanıyorum ve henüz karar veremedim, hanginizden daha çok hoşlandığıma.. Ve de su anda, onu terk etmem için bir sebep yok.” “O zaman karar verdiğinde ve de eğer seçtiğin ben olursam, hayatında başka kimse olmazsa, ara beni” dedi, delikanlı ikiletmeden.. Ayrıldı kızın yanından.. Bir daha voleybol maçına gitmeden, bir daha okul yolunda önüne çıkmadan.. Bir daha onu hiç görmeden.. Yıllarca sonra Levent’in söyleyeceği şarkıda ki Sezen ‘in sözlerini o zaman biliyordu sanki. Aşk onurlu olmalıydı.. Günlerce, haftalarca, aylarca bekledi.. Tıpkı, kıza verdiği o dörtlükteki gibi bekledi.. Hastanın sabahı, şeytanın günahı beklediği gibi bekledi..Heyecanla bekledi. Hırsla, arzuyla bekledi. Umutla, umutsuzlukla bekledi. Bazen öfkeyle bekledi.. Ama bekledi.. Başka hiç kimseye bakmadan, başka hiç kimseyi bulmadan bekledi. Bir gün bir şiir antolojisinde şiirin tamamını buldu.. İki dörtlüktü şiir.. İlki kıza verdiği.. Bir ikinci dörtlük daha vardı o kadar.. O dörtlüğü de bir kartın arkasına dikkatle yazdı.. Cebine koydu.. Bekleyiş sürüyor, sürüyordu.. Okullar kapandı, açıldı.. Aylar, aylar geçti..Bir gün delikanlı kızı aniden karşısında gördü.. “Günlerdir seni arıyorum” dedi. “Günlerdir seni arıyorum. İşte sana haber.. Artık hayatımda hiç kimse yok!..” “Yaa” dedi delikanlı.. “Yaa” dedi sadece.. Kalbi heyecandan ölesiye çarparken, aylardır ölesiye beklediği an gelip çatmışken, ağzından sadece bu ses çıkmıştı.. “Yaaa!..” Cebinde artık iyice eskimiş kartı uzattı kıza.. “Sana bir şiirin ilk dörtlüğünü vermiştim ya bir gün” dedi.. “Bu da sonu onun..” Sonra yürüdü gitti, arkasına bile bakmadan.. Kız ikinci dörtlüğü oracıkta okurken..
“Geçti istemem gelmeni
Yokluğunda buldum seni.
Bırak vehmimde gölgeni
Gelme artık neye yarar!..”
Aradan yıllar, çok ama çok uzun yıllar geçti. Delikanlı bugün hala düşünüyor.. O uzun, çok uzun bekleyiş mi öldürmüştü aşkını?. Ya da beklerken, ölesiye beklerken hayalinde öylesine bir sevgili yaratmıştı ki, artık yasayan hiç kimse bu hayali dolduramazdı.. O sevgilinin kendisi bile.. hayalindekini canlı tutmak için mi, canlısını silmişti yani?.. Ya da.. Ya da.. Bir şiirin romantizmine mi kapılmış, bir delikanlılık jesti uğruna, mutluluğunun üzerinden öylece yürüyüp gitmişti, acaba? Delikanlı bu soruların yanıtını bugün hala bilmiyor.. Bilmediğini de en iyi ben biliyorum.. Çünkü, delikanlı, bendim!.. >
Hıncal Uluç
_________________________________________________________________________________
KADER DEDİĞİMİZ
Bir kadın… Her gün ayni saatte köşe başında belirir yorgun gözlerle…Yaşamaktan yorulmuş bedeni sanki ruhsuzmuş gibi adım atar caddelerde, bir yere yetişmek istermiş gibi. Sanki aradığı aşkı bulmuşta ona ulaşmak için bu çaba… Ve bir erkek, ayni gün farklı bir köşede belirir.. Sağlam bedeninin ardında karanlıktan korkan bir çocuk vardır sanki.. sevgiye aç, şefkate muhtaç içindeki o küçük çocuk gözyaşı döker içten içe kadersizliğine.. yıllar boyunca acımasız hayatla yalnız savaşmanın getirdiği güçle adım atmaya çalışır. Adımları gittikçe hızlanır sanki yolun sonunda bekleyeni varmış gibi..
Gecenin karanlığında evine dönmek isteyen kadın boş kaldırımlarda, başı önde, küçük fakat hızlı adımlarla otobüs durağına varır. Saatine bakar ve kırk beş dakika daha beklemesi gerektiğini fark eder. Kırık dökük durakta oturacak yer bulamaz. Elindeki gazeteyi yere serip oturur ve otobüsün gelmesini beklemeye başlar. Birkaç dakika sonra sonbaharın geldiğini haber verirmişcesine yağmur başlar. O kadar çok yağmur yağıyordur ki ne yapsa korunamayacağını anlar ve gözlerini kapatıp öylece yağmurun altında hiçbir şey yapmadan taştan yapılan bir biblo gibi dimdik durur. Hiçbir şeyin onu yaşamaktan yıldıramayacağını birilerine kanıtlamak istermiş gibi. Yağmur onu ıslatmıyordu artık, sanki yağmur damlaları içinden geçip boş kaldırımlarda eğlenircesine ordan oraya sıçrıyordu. Sanki her şeyin hatta tanrının bile ona karşı olduğunu düşünmeye başlamıştı. Gözleri yüksek sesle çalan kornayla aniden açılır. Otobüs gelmiştir. Kadın evine vardığında kapının önünde birkaç dakika bekler. Her gece boş yatağa yalnız girmekten hoşlanmasa da o nihayet evindedir ve biraz da olsa huzur bulmuştur. Kapıdan girer ve sessizliği dinlemeye başlar. Kısa bir süre duraksadıktan sonra uzun koridorda yürüyerek yatak odasına yönelir. Penceresini açar toprak kokusunu içine çeker ve gök yüzüne bakar yağmur artık yağmıyordu. Hafif bir tebessümle dağılan bulutların ardında parlayan yıldızları seyretmeye başlar. Gece boyunca o küçücük pencerenin içinde oturur. Bekler.. sadece bekler.. Ve işte o an, tüm gösterişiyle bir yıldız kayar ve kayan yıldızla birlikte dilek tutar kadın. Fısıltıya benzer bir ses tonuyla: ‘Sonsuz aşk için..’der. İçi ürperir birden nedenini bilmiyordur ama şikayeti de yoktur.
Ayni gece yağmura otobüs durağında yakalanan yalnızca kadın değildi. Başka bir durakta başka bir otobüs bekleyen adam ayni yağmura yakalanmış ve ıslak elbiselerine aldırış etmeden durakta ısrarla beklemişti. Otobüs çok beklemeden gelmişti. Başını sağa sola sallayıp ıslak saçlarını kurulamak istemiş ama pekte başarılı olamamıştı. Adam kaldığı apartmanın bahçe kapısına geldi. Apartmanın en üst katında kalıyordu. Güzel bir de terası vardı dairesinin. Ama ne yazık ki içi boştu. Kapıdan girdiği zaman yüzüne vuran yalnızlık rüzgarıyla her gece karşılaşmaktan nefret ederdi. Fakat gidecek yeri olmayan adam bu rüzgara alışmaktan başka çaresi olmadığının farkındaysa da her gece tanrıya isyan etmekten kendini alamıyordu. Her yeni güne belki bir umut deyerek başlayan adam günler aylar hatta yıllar geçtikçe artık az da olsa var olan umudunu kaybetmek üzeredir. Bir önceki geceden arta kalan birasını alır dolaptan. Terasa açılan penceresini açar. Buz gibi sonbahar havası dolar odanın içi. Terasa çıkar. Soğuk ve hareketli bir sonbahar yağmurunun ardından açan gökyüzüne bakar. Adeta dans ediyordu yıldızlar. Tüm parlaklığıyla kayan bir yıldız görür ve iç çekerek: ‘Aşk için.’ der… Onunda tıpkı kadında olduğu gibi içi ürperir. Bilmediği şeyi özlemeye başlar. İsyan edercesine tanrıya ellerini kaldırır ve neden ben diye sorar..
Kadın ertesi gün içindeki sesi dinleyerek sahile gider. Soğuk hava sanki o hariç her şeyi donduruyordu ama o üşümüyordu. Kumlara ayaklarını o kadar sağlam basıyordu ki rüzgar deviremiyordu onu.. rüzgar denizden çok onu hırçınlaştırıyorsa da yine de denizden daha sağlam olduğunu biliyordu. Rıhtıma doğru yürümeye başlar kadın. Sonuna geldiğinde denizin kayalarla dans edişini izler. Göz yaşları damla damla akar istemeden kendi kendine acımaya başlar. Nerde hata yaptım ben diye düşünür. Gözleri dalgaların kayalarla dans edişine takılır rıhtımın kenarına oturur, ayaklarını denize doğru uzatır sırtını rıhtımın kenarına dayar ve öylece ufka doğru bakar… Sanki aradığı gözlerinin görebildiği son noktadaymış gibi.
Erkek fırlarcasına yatağından kalkar ertesi sabah. Sanki biri onu ardından itiyormuş gibi tökezleyerek kapıdan çıkar. Koşar adımlarla yürürken ayakları onu idare ediyormuşcasına kendini sahilde bulur. Beyni ona oyun mu oynuyordu diye düşünür bir an. Sonra düşünmekten vazgeçip kumların üzerine uzanır ve düşlediği aşkını görmek istercesine gözlerini kapatır onun yüzünü sonsuz karanlıkta bulmaya çalışır. Sonra ayağa kalkıp denizin kayalara sarılışını dans edişini daha yakından görebilmek için rıhtıma doğru yürümeye başlar.. İskelenin ucuna geldiğinde ufka bakar. Ve aradığım nerdesin diye haykırır. Gözlerini kapatır yeniden. Görmek istemediği bir şey varmış gibi sıkıca kapar. Gözünden bir damla yaş akar. Rüzgar daha bir şiddetle esmeye başlar dalgalar okadar sert vuruyordur ki kayalara sanki bir şey anlatmak istermiş gibi sanki ağzı dili olsa her şeyi söyleyecekmiş gibi. Adam gözlerini yavaşça açar ve ufka bakmaya başlar. Gözlerini hiç ayırmadan bakmaya ısrarla devam eder..
Bir kadın ve bir erkek.. Aralarında bir koca deniz… birde kader dediğimiz…
_________________________________________________________________________________
ELVEDA BİRTANEM
Sabah uyandiginda midesinde bir yanma hissetti yanmanin nedeni aksam yedikleri degil uyanir uyanmaz bugün yapacaklarinin aklina gelmesiydi. Bugün 2 yildir götürmeye çalistigi bir birlikteligi bitirecekti aslinda bunda geç bile kalmisti. Bitmeli dedi içinden her gün; bu tatsiz uyanis bitmeli… Içinde bir muhakeme baslamisti, kendi kendine söyleniyordu:
“Ona da haksizlik etmek istemiyorum belki hatali olan benim…. Bulunmaz Hint kumasi degilim ya, görünüs olarak himmm yakisikli çocuk denilecek biri hiç degilim…. Ama yaptim çok çalistim bitmesin diye kendimle mantigimla çok kavga ettim olmadi….” Genç adam bunlari düsünürken surati sekilden sekille giriyordu. Süratle giyinerek disari çikti, bugüne kadar hiç bekletmemisti onu simdide bekletmemeliydi. Istanbul soguk ve yagmurlu bir Nisan ayi yasiyordu.Genç adam gökyüzüne bakarak iç geçirdi bulutlar bizim yasayacaklarimizi biliyor onlar bile agliyor halimize.
Birkaç saatlik yolculuktan sonra Kadiköy iskelesine geldi her zamanki gibi yine ilk kendisi gelmisti bulusma yerine. Birkaç dakikalik beklemeden sonra karsidan kiz arkadasinin geldigini gördü, simdi midesindeki agri daha da artmisti. Karsilama faslindan sonra Besiktas’a gitme karari aldilar, yolculuk sirasinda hiç konusmadilar; genç adam günesin yoklugunda grilesen denize bakiyordu. Genç kiz arkadasinin bu durgunluguna anlam verememisti, öyle ya nereden bilecekti bu gün ayrilik çanlarini çaldigini.
“Üsüdüm” dedi genç kiz, bu yolculuk boyunca edilen tek lafti. Besiktas’a geldiklerinde bir cafe de oturdular, genç kiz anlamisti kendisine bir sey söylenmek istendiginin… “Bana bir sey mi söylemek istiyorsun” dedi, genç adamin gözlerine bakarak. Genç adam gözlerini kaçirarak “evet” seklinde basini salladi.
Genç kiz daha da heyecanlanmisti. Biraz da sinirlenerek “söyle öyleyse ne diye bekliyorsun.”
Genç adam içini çektikten sonra “sence biz nereye kadar gidecegiz, daha dogrusu biz iyi bir ikiliyiz”
“Bunlari sorma geregini neden duydun.” dedi genç kiz.
Genç adam söze basladi: “bak canim bundan birkaç ay önce aksam saat 11:00 civariydi sanirim, hatirladin mi?
Genç kiz “evet hatirladim” dedi, ama genç adam genç kizin sözünü bitirmesini beklemeden “o aksam seni düsünüyordum diger aksamlarda oldugu gibi senin için bir siir yazmistim onu o an sana okumak istemistim, sana telefon açtigimda siirimi bile dinlemeden simdi sirasi mi canim ya senin de isin gücün yok mu demistin bana. Biliyor musun o an bir kaç yumruk yedikten sonra kroki durumuna düsen bir boksör gibi olmustum sessiz kalip özür dileyerek telefonu kapatmistim. Daha sonra bu siiri benden hiç istememistin. Ve bunun gibi bir çok defa tartismamiz oldu. Geçenlerde hasta olup yataklara düstügümde arkadaslarimla birlikte sen de gelmis, Meral’in bana sen sanslisin Nalan sana bakar sözüne karsilik sinirli bir edayla “aaaa banane isim yok da sana bakacagim, annen baksin demistin bunu da hatirladin mi?”
Genç kiz tekrar “evet” dedikten sonra saskin saskin “evet ama bunlari neden hatirlatiyorsun bilmiyorum. Biliyorsun benim kisiligim böyle, duygusalligi sevmiyorum . Ve hasta bakici gibi göründügümü de kimse söyleyemez.”
Genç adam güldü “Evet canim bak burda haklisin, sen zaten olmak istesen bile bu kalbi tasidigin müddetçe hasta bakici hemsire falan olamazsin.”
Genç adam devam etti “bana simdiye kadar kaç kere sabahin erken saatlerinde güzel sözcüklerden olusan bir mesaj çektin, hiç hatta günün hiçbir saatinde çekmedin. Duygusalligi sevmeyebilirsin ama sen seni seven insanlari mutlu etmeyi de sevmiyorsun, halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanlari mutlu etmeyi seviyorum. Seni tanidigimdan beri her sabah aksam, gece yani seni andigim her saat tatli sözcük mesajim vardi senin için biliyor musun? seninle ben ak ile kara gibiyiz”
Genç kiz anlamisti, “yani ne istiyorsun benden sair olmami mi?”
Genç adam tekrar gülümsedi içinden dün gece verdigin ayrilik kararinin ne kadar dogru oldugunu düsünüyordu.
“Hayir dedi sair olmani istemiyorum zaten olamazsin da; yalniz biz ayrilmaliyiz, ayrilirsak ikimiz içinde en hayirlisi bu olacak.”
Genç kiz sasirmisti, “Neden ama ben seni seviyorum, senin de beni sevdigini saniyordum.”
Genç adam iç çekerek “hayir canim sen esas beni sevdigini saniyorsun, eger beni sevseydin simdi burda baska seyler konusuyor olurduk.”
Genç kizin gözleri yasarmisti, Genç adam cebinden çikardigi mendili uzatti, genç kiz göz yaslarini silerek kesik bir sesle “Sen bilirsin, umarim beni baska biri için birakmiyorsundur.”
Genç adam “Nasil böyle bir seyi düsünürsün, senden baska olmadi ve uzun sürede olacagini sanmiyorum.” Genç adam ve genç kiz iki sevgili olarak oturduklari masada artik iki yabanci gibi duruyorlardi. Istanbul yagmurlarla yikanirken yagmura iki sevgilinin umutlari da karisiyordu.
Birkaç dakika sesiz oturduktan sonra genç kiz “kalkalim istersen” dedi.
Genç adam ben biraz daha burda kalmak istiyorum, istersen sen kalkabilirsin. Genç kiz “tamam o zaman sana mutluluklar dilerim” diyerek elini uzatti. Genç kizin sesi ve eli titriyordu genç adam “arkadas olarak beraberiz ama sen istersen tabi” dedi. Genç kiz evet” anlaminda basini salladi ayrilirken son kez sarildilar birbirlerine.
Genç kiz uzaklasirken genç adam masada dondu kaldi vakit ögleni bulurken yagan yagmur yerini günese birakmisti, ama genç adam titriyordu onu titreten açan günese ragmen esen rüzgar miydi, yoksa kalbindeki ayrilik acisi miydi. Saatlerce dolasti devamli kendini sorguluyordu hatayi bastan yaptim diyordu, ama yasadigi güzel günlerde olmustu.”allahim” dedi “allahim güç ver bana”.
Dostlarini düsündü onlarin dediklerini düsündü. Arkadaslari sizler birbirine zit insanlarsiniz yol yakinken dönün bu yoldan dememis miydiler. Tabi ya dogru olani yapmisti. Saatler geçtiginde artik günes yerini yildizlara birakmisti, eve döndügünde yürümekten bitap duruma düsmüstü. Kendisini karsilayan annesine hiçbir sey söylemeden kendi odasina gitti. Gece bir türlü bitmek bilmiyordu anilarin agirligi altinda eziliyordu genç adam, ama sabah erken kalkip ajansa gidecekti, bunun için uyumasi gerekiyordu.
Birkaç saat sonra genç adam uykuya dalmayi basarmisti ve sabah 7′de saatin zirlamasiyla uyandi genç adam. Evden çikacagi zaman cep telefonuna bakti, mesaj ve 10 tane cevapsiz arama vardi. Genç adam yorgun oldugu için duymamisti telefonunun sesini. Cevapsiz arama ve mesaj canimcim’dan gelmisti canimcim onun Nalana taktigi isimdi, heyacanla mesaji açti mesajda sunlar yaziyordu…….
“Sadece onlari sevmeyi sevdim Hepsini onlarsiz yasadim da Bir seni sensiz yasayamiyorum Bu aski tek kalpte tasiyamiyorum Sana yemin güzel gözlüm bir tek seni sevdim Ve seni severek ölecegim, ELVEDA BIRTANEM…….”
evet, genç adam sasirmisti, mesajin gelis saatine bakti sabahin besini gösteriyordu güldü kahkahalar atarak güldü onu tanidigi ve arkadas oldugu günden beri ilk defa bir siir aliyordu ve ilk defa bu saatte araniyordu….
Heyecanla hizli arama yapti, çalan telefonu yabanci bir ses açti.
Genç adam “Nalan ile görüsebilirmiyim” dedi. Fakat karsidaki agliyordu, hiçkira hiçkira agliyordu; “Ben onun annesiyim yavrum, canim kizim bu sabah intihar etti. Gece odasinda birilerini arayip durdu, sabah odasinin isigini sönmemis görünce merak ederek odasina girdim, ama yavrum kendini asmisti.”
Genç adam beyninden vurulmusa döndü. Bir gün önceki mide agrisinin iki katini çekiyordu simdi. Oldugu yere yigilip kaldi………….
Birkaç ay sonra…
Iki doktor konusur. Doktorlardan biri digerine karsidaki hastanin durumunu soruyor ….
- haaa o mu, üç ay önce getirdiler elindeki cep telefonunu hiç birakmiyor, kendisi yüzünden bir genç kiz intihar etmis, o günden sonra o cep telefonu her zaman elinde devamli bir seyler yazip birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim o uyurken gönderdigi numarayi aradim hayret ki numara 3 ay önce iptal edilmis, ve gelen mesajlarda bir siir:
“Sadece onlari sevmeyi sevdim Hepsini onlarsiz yasadim da Bir seni sensiz yasayamiyorum Bu aski tek kalpte tasiyamiyorum Sana yemin güzel gözlüm Sana yemin güzel gözlüm bir tek seni sevdim Ve seni severek ölecegim, ELVEDA BIRTANEM…….”
_________________________________________________________________________________
SİGARA
Hafif sisli bir havada ve güneşin apartmanların arasından yeni yeni güne merhaba dediği bir saatte, vapura doğru ilerleyen genç adam; jeton gişesinde, yaklaşık iki ay önce ayrıldığı kız arkadaşını görür ve titrek bir ”merhaba” ile konuşmaya başlar. Bu konuşmalar vapurda da devam eder. Adamın; “Hava o kadar da soğuk değil, dışarıda oturalım mı?” sorusuna, kızın “Olur” cevabı vermesiyle birlikte vapurun en üst katına doğru yol alırlar. Birkaç dakika havadan sudan muhabbetlerle geçtikten sonra, adam kıza bir sigara uzatır ve kendisine de bir tane alır. Daha sonra, genç adam birden lafa girer:
- Biliyorum, bu konuları daha önce hiç konuşmadık ya da konuşamadık diyeyim. Merak etme ama, “Neden ayrıldık biz” sorusunu sormayacağım. Sadece sana söylemek istediğim birkaç şey var, onları konuşmak istiyorum.
Genç kız; adama bakarak, “Evet seni dinliyorum, devam et” dedikten sonra adam, konuşmasına kaldığı yerden devam eder:
- Biliyor musun? Ayrıldıktan sonra, seni sigaraya benzetmeye başladım.
Kız, hiç tahmin etmediği, alakasız bir konuyla lafa girmesinin verdiği şaşkınlıkla, “Ne? Nasıl yani?” der. Adam, önce kıza uzattığı sigarayı ve sonra kendi sigarasını, çantasından çıkardığı çakmak ile yaktıktan sonra:
- Mesela bir tane sigara yakıyorum ve kül tablasına koyup izlemeye başlıyorum. Kül tablasına dökülen külleri gördükçe; anılarımız aklıma, her biri kül olup acılarıma dönüşüyor sonra. Arada bir elime alıyorum sigarayı ve içime çekiyorum seni. Kendimi zehirlemek için; daha çok, daha çok çekiyorum. Bazen de anıları döküyorum kül tablasına. “Sen zehiri” hoşuma gidiyor, içimi acıtıyor, vazgeçemiyorum; içime çekmeye devam ediyorum. Ağzımdan çıkan her dumanda, ayrılırken bana bıraktığın; son bakışının silueti beliriyor. Her sigaranın oldugu gibi, senin de sonun yaklaşıyor. Ve ben yavaş hareketlerle; ne zaman seni söndürmek için, elimi götürsem kül tablasına, aptalca bir umutla “Nolur yapma!!” diyeceğin zamanı bekliyorum. Ama hiçbir zaman duyamıyorum sesini. “Ve işte bitirdim seni” diyorum. Hayır hayır kendimi kandırıyorum galiba, “Seni böyle bitiremem” diyorum sonra. Ama bakıyorum kül tablasına; evet! Sen oradasın, evet! Anılar orada. Ancak, elimde hala kokun var. Yıkasam da, hiç çıkmayacak bir koku. Anlıyorum ki; bu sigarada, senin çok az bir kısmını bitirmişim. Senden bağımsız bir sen, hep içimde yaşıyormuş. Ve anlıyorum ki, sadece sönüyorsun. Seni ateşleyecek bir “Ben” bekliyorsun sabırla. O “Ben”, çok da bekletmiyor seni. Bir daha yanmaya başlıyrsun. Aniıar,acılar yine bitiyorsun. Yeniden yanıyor ve bitiyorsun. Bu hep böyle devam ediyor; sonunda alışkanlık oluyorsun.
Genç kız anlatılanları dinlerken tarif edilmeyecek bir duygu yoğunluğu içindeydi. Bir yandan, birisinin bu kadar acı çekmesine üzüntü duyarken; diğer yandan da, kendisinin hala unutulmamış olmasından, haz alıyordu. Aslında kendisi de unutamamıştı genç adamı. Kendi isteğiyle ayrılmıştı ama; sevmediği ya da artık bir şeyler hissetmediği için değil, en yakın kız arkadaşının da, o insana karşı bir takım duygular beslediği için gerçekleşmişti bu ayrılık. Bunu; ne erkek arkadaşı, ne de en yakın arkadaşı biliyordu. Erkek arkadaşına, “Bu ilişkide bir şeyler eksik, ben daha fazla sürdüremeyeceğim, ayrılmalıyız.” diye bir mesaj atarken; kıza, “İlgisiz bir sevgili olmaya başlamıştı günler geçtikçe; çok bunalmıştım. Ve bir gün onu, başka biriyle sarmaş dolaş gördüm. Bu yüzden ayrıldım.” demişti. Böylece, hem erkek arkadaşından, kendine göre, makul bir sebeple ayrılmış; hem de arkadaşına, erkek arkadaşını kötüleyerek, ondan soğumasını sağlamıştı. Kendisinin çok acı çekeceğini bile bile, arkadaşını kaybetmemek için, böyle bir yalanlar zincirine başvurmuştu. Artık hayatını, bu yalanlara göre düzenlemeliydi. Bu yüzden; bu karşılaşmalarında duygularını bir tarafa bırakıp, mantığı ile karar vermek zorundaydı. Geri dönüşü yoktu ve kız da bunun farkındaydı. Bütün ayrıntıları, olası bir karşılaşma için düşünmüştü daha önceden. Adamın anlattıklarını dikkatlice dinliyor ve sözünü bitirmesini bekliyordu. Ve adamla göz göze gelip, “Bitti, bu kadardı!” dermişçesine bakmasından sonra, kız konuşmaya başladı:
- Açıkçası bu söylediklerin, hiç beklemediğim şeylerdi. Benim, bu açıklamalarına bir yorum yapmamı bekleme. Çünkü bunlar senin kendi düşüncelerin. Her biten ilişkiden sonra, yaşanabilecek duygulardan bu anlattıkların. Şunu söyleyebilirim ama yaşadığımız ilişkide, elimden gelen fedakarlığı gösterdiğime inanıyorum. Seni hiçbir zaman suçlu görmedim, her şey benden kaynaklıyordu. Sonuç olarak, bir şekilde bu ilişki yürümedi ve bitti. Bu kadar basit.
- Bu kadar mı yani?
- Evet…
Genç adam şok olmuştu. Belki, daha ılımlı bir yaklaşım bekliyordu kızdan. Ancak, kesin ve kararlı konuşmuştu kız. Hiçbir umudun kalmadığına, kendini inandırmaya çalışıyordu. Vapur yanaşmıştı iskeleye. Tek bir kelime bile konuşmadan vapurdan indiler. İskelenin sonunda; genç kız, adama sarılarak “Hoşçakal” dedi. Ancak adam, ayrılırken ne sarılmıştı kıza, ne de bir kelime çıkmıştı ağzından. Bir heykel gibi duruyordu kızın karşısında. Kız da, bir tepki gelmeyince; hızla uzaklaşmayı tercih etti. Arkalarına bile bakmadan ayrıldılar.
Kız, işyerine ulaştı. Yerine oturduktan hemen sonra, cep telefonuna bir mesaj geldi. Mesaj, eski sevgilisindendi ve şöyle yazıyordu:
“Hep bu karşılaşmayı ve sana sigara hikayesini anlatacağım günü beklemiştim. Ve o gün, gözlerimin içine bakıp; söyleyeceklerine göre, hayatıma bir yön çizecegime…”
Genç kız, bu mesajdan hiçbir anlam çıkaramamıştı. Bu mesajı düşünürken; bir mesaj daha geldi:
“… kendi kendime söz vermiştim. Bugün duyduklarım; beni hayal kırıklğına uğrattı ve ben kararımı verdim:”
“Sigarayı bıraktım…”