BENİM ÇOCUĞUM ÇOK BAŞARILI
Çocuğunuz kimi gün az, kimi gün çok yiyorsa bu, yaşının getirdiği doğal bir özellik. Üzerinde durmanıza gerek yok. Uzun süredir iştahsızsa ve yetersiz kilo alıyorsa bağırsak parazitleri, kansızlık, kabızlık olduğunu düşünüp doktora başvurun.
Sofraya oturmadan…
Çocuklar aşırı yorgun ve uykuluyken iştahsız olurlar. Yemek saatlerini buna göre düzenleyin.
Yemekten önce çocuğunuzla oyun oynayın. Neşelenen çocuk yemekten keyif alır.
Aralarda şeker, çikolata, pasta, ve fazla şekerli diğer içecekler vermeyin. Yarım su bardağı kutu meyve suyu içmesi bile iştahını kapatabilir.
Yemekte…
Yedirmek için ısrar etmeyin, onu ödüllendirmeyin, ceza vermeyin.
Çocuk, mama iskemlesine oturarak ve aile sofrasında yemenin sosyal bir olay olduğunu görerek öğrenmeli.
BENİM ÇOCUĞUM ÇOK BAŞARILI!
Büyüklerinin sofraya oturmaması, yemek seçmesi çocuğunuzun yeme alışkanlıklarını olumsuz etkileyebilir.
Televizyon olmayan, dikkatinin dağılmayacağı bir ortamda yedirin. Şarkı ya da masalla bu süreci neşelendirebilirsiniz.
Çocuklar 1.5 yaşından sonra çatal ve kaşık kullanabilir. Bu yaştan sonra kendi kendine yemesini destekleyin. Böylece yemek konusunda karar verme insiyafinin kendinde olduğunu düşünür.
Tabağı tepeleme doldurmak görüntü açısından itici gelebilir, porsiyonları ufak tutun.
Kolay çiğneyebileceği besinleri verin. Zorlamadan, değişik yemek çeşitlerine alıştırın.
Çocuk, sizin beğendiğiniz yemek çeşidini benimsemek zorunda değil, kendi çeşidini bulmasına izin verin.
Acele yedirmek, yemeğe yeterli zaman tanımamak ya da yemek süresini çok uzatmak (yarım saat normal) onu olumsuz etkiler.
Yemek aşırı soğuk ya da sıcak olmasın. Ayrıca birçok çocuk yemekte birbirine karışmış şeyleri reddeder, çok pişmiş ve tadı bozuk şeyleri yemez.
Yemek seçme sık rastlanan bir alışkanlık. Bu yüzden yemek çeşidini artırın. İstemiyorsa yiyecekleri alın, tepki göstermeyin. Tekrar yemek isterse aynı yiyeceği önüne koyun, istemezse bir öğün başka bir şey vermeyin. Alışkanlık yaratacağı için, yemediği zaman aç kalacak endişesiyle süt ve sevdiği içecekleri önüne koymayın.
Yemek yerken parmaklarını kullansın, etrafı dağıtsın. Buna göz yummalısınız.
Doyduğuna dair işaret aldığınızda yemeyi durdurun, son lokmasına kadar yemesin.
En sıkı eğlence ev partilerinde
Kaç yıldır gazetecilik yapıyorsun? Neden magazini seçtin?
14 yıllık gazeteciyim. Sosyal hayatı ve “dışarda” olmayı sevdiğim için bu gelişme yaşandı, buralara geldim.
Senden tipik magazin öyküleri bekleyen okurlar şaşırmıştır herhalde.
Köşemi yakından takip edenler pek şaşırmadı. Ama üstünkörü, sadece bir “gece hayatı” yazarı olarak beni kafalarında bellemiş olanlar biraz şaşırmıştır. Amacım da şaşırtmaktı zaten. Kitabın genel atmosferinde bu var. Okurların, şaşkınlık içinde kitabı bir çırpıda okuyup bitirmesini istedim. Şimdiye kadar gelen tepkiler de hep bu yönde. O yüzden mutluyum!
Yazarlık olmasaydı ne olurdu hayatında?
Birçok şey. Tek bir yönüm yok, sürekli oyalanacak bir şeyler buluyorum. Pilates, onlardan biri. Dört sene pilates hocalarına gittikten sonra bu kez de hoca olmak için sertifika programına yazıldım, onu bitirdim. Şimdi onu da istesem yapabilirim. Ayrıca beste yapıyorum. Funda Arar, Deniz Seki ve Ajda Pekkan’a beste verdim. Ama yazmak başka tabii.
Rahatlatıyor mu?
Rahatlatmaktan öte, şu var: Köşede insanlara sürekli bir şey aktarıyorum. Ya bir parti ya bir konser ya da başka bir etkinlik… Kitapta ise tüm bunların içine insan hikayelerini odakladım. Yani iki tarafta da bir aktarma var. Bitmeyen bir aktarma, gürül gürül…
“En sıkı eğlence ev partilerinde”
Öykülerini yazarken bol bol gezmiş gibisin… Özgür olmak gözlemdir, öğrenmektir, anlayabilmektir.
Aynen öyle! Mesleğimin getirdiği avantajlar da var, birçok insana göre daha çok gezip görme şansım oluyor. Kapılar sana sonuna kadar açılıyor. Mesela Atatürk Havalimanı’nda beş gün geçirmek öyle bir deneyimdi. Bir sürü insan hikayesi topladım orada. O kadar güzeldi ki orada vakit geçirmek, hiç tanımadığın ve az sonra yola çıkacak insanlarla sürekli konuşmak…
İnan, şehirde akıp giden sosyal hayatı ve arkadaşlarımı özlemedim bile! Aynı şekilde “Türkiye Nasıl Eğleniyor” yazı dizisi için Anadolu şehirlerini dolaştığımda da bambaşka insan profilleriyle karşılaştım, onlardan etkilendim. Dediğin gibi, daha çok anladım ve biriktirdim. Durduğun yerde durursan, bütün bu duyguları anlayabilmen imkansız.
Öykülerinde sürekli bir şaşırtmaca var. Peki seni hayatta en çok neler şaşırttı?
Zannediyordum ki, artık hiçbir şey şaşırtmaz! Bir de ben ölesiye sakinimdir, öyle yüksek sesli tepkiler vermem. Sevmem çünkü. Ama hâlâ şaşırdığım şeyler olabiliyor. Ben de buna şaşırıyorum! Mesela insanların aşırı talepkar olması… Yüzsüzlükleri… Birdenbire aşırı samimi olmaları…
Öykülerinde ev partilerinden sık bahsediyorsun. O partilerde ne yaşanıyor?
Sumo gibi kadınlar bana güzel geliyor
Fazla röportaj veren biri değilsiniz.
Twitter mantığında değilim, işimle gündemde olmak istiyorum. Özel hayatımı özel yaşamalıyım. Malzeme yok belki bende.
Hiç sevgilinizle de yakalanmadınız. Çok mu başarılısınız yakalanmama konusunda?
Arkadaşlarım oluyor ama gidilecek yerler belli. Görünmek istemezsen kimse seni görmez.
Asıl sormak istediğim, şu 13 tabloyu alma olayı. Bana biraz çılgınlık gibi geldi.
Çocukluğumdan beri karakalemim çok iyidir. Nerede bir tablo görsem gözlerim dolar. 10 yıldır sergileri takip edemediğim ve tablo almadığım için şikayet ediyordum. Yapmıyordum da. Mükemmelliyetçi bir ruh var bende.
Terazi burcuyum. Bir iş yapıyorsam adam gibi yapmak istedim. Son 2 yılda biraz sergi dolaştım. Tesadüf, Kamer’in sergisine gittim. 15 tablo vardı, ikisi satılmıştı. Kamer Batıoğlu kimya mühendisi, ilginç bir teknikle yapmış. Tabloları gördüğümde gözlerim doldu, önünde tur attım resmen.
Kesmedi bir tane almak. Sonra dayanamadım. Bir şeyi çok beğenirsem almalıyım. Dedim ki Kamer’e “Nasıl olabilir, nasıl ben bunları alabilirim?” Tüm sergiyi kapatmak önemli midir bilmiyorum ki (kahkahalar)!
Hepsi şaşırmış olmalı..
Şaşırmaz mı? Kamer’e dedim ki; “Bak bu tabloları alıyoruz ama… Ressamlar öldüğü zaman eserleri kıymetleniyor ya… Ya her sene sergi yapacaksın insanları teşvik edeceğiz ya da ölmen lazım (gülüşmeler). Nasıl güldü anlatamam. “Ben ölmeyeceğim, göreceksin muhteşem sergiler yapacağım” dedi.
Resimler hemen geldi mi?
Sergi 2 ay devam ediyordu ama hemen aldım resimleri. 13 tablo şu anda evimin duvarlarını süslüyor. Aslında evde o kadar tabloyu koyacak yer yok ama… Ev, sergi gibi oldu. İçeri girenlerden 10-15 lira alıyorum (gülüşmeler). Çok güzel oldu. Bana huzur veriyor.
“Sumo gibi kadınlar bana güzel geliyor”
Tabloların hepsi birbirine benziyor değil mi?
O kadınlar estetik değil ama orada zaten Kamer’in vurgulamak istediği ‘kadın’ı seks sembolü olmaktan çıkarıp sanata dikkat çekmek. Tablolardaki 200 kiloluk sumo güreşçisi gibi kadınlar bana çok güzel geliyor.
Anneniz görünce ne dedi?
Annem beni hep destekler. “İyi yapmışsın” dedi. Geçen hafta gittiğim sergiden Kamer’in bir tablosunu daha aldım. Onu nereye koyacağım bilmiyorum (gülüyor).
Var mıdır hayatınızda başka çılgınlıklar?..
Daha yeni başladım. Asıl babamda varmış. 1964’de Belçika’ya gitmiş. Herkes “Dönelim” derken orada ilk Türk kahvesini açmış. Maneviyatı çok yüksekmiş. Yemeyi, yedirmeyi çok severmiş. Çok kişiye yardımı olmuş.